Yükleniyor...

Tüm Makalelere Dön

Aşkın Sanat Hâli

13 Şubat 2026
9 dk okuma
Deniz Karakurum
Aşkın Sanat Hâli

Ah aşk! Nelere kadirdir, uğruna neler yapılmamıştır ki? Ferhat dağları deler, Juliet sevdiğinin ölümüne dayanamayarak canına kıyar, Paris savaş çıkmasını göze alır… Aşk, hayatın içindeki her şey gibi sanata da konu olur elbette. Hatta belki de sanatta en çok işlenen temadır aşk. Şarkılar hep sevgiliye, aşk acısına, kara sevdaya, kavuşamayanlara yazılmamış mıdır?

image3.jpg

Yunan mitolojisi adeta bir pembe dizi gibidir: Aşk, şehvet, ihanet ve entrika dolu. Sanki “arkası yarın” diye bilinen yapımların havasını taşıyan mitlerden birinin başkahramanları Apollon ile Daphne’dir. Başta müzik olmak üzere sanatların tanrısı, altın saçlı, yakışıklı mı yakışıklı Apollon; nehir tanrısı Peneus’un kızı nimf (peri) Daphne’ye tutulur. Aşkı karşılıklı olmaz maalesef. Daphne onu istemez. Apollon kovalar, Daphne kaçar; Daphne kaçar, Apollon kovalar. Tam yakalanacakken Gaia’ya, yani Toprak Ana’ya yakarır Daphne. Gaia sesini duyar ve Daphne oracıkta bir defne ağacına dönüşür: Gövdesi kabuk bağlar, saçları yapraklara, kolları dallara, bacakları köklere dönüşür.

image4.jpg

Bir başka anlatıya göre Apollon, kanatlı küçük bir çocuk olarak tasvir edilen, elinde okuyla tanıdığımız Eros’u küçümser. Oysa Eros da en az onun kadar usta bir okçudur. Ceza olarak Apollon’un kalbine, değdiği kişiyi sırılsıklam âşık eden oku fırlatır. Aynı anda Daphne’ye de aşkı kati suretle reddetmesini sağlayacak oku saplar. Diana (Artemis) gibi evlenmemeye yemin etmiş olan Daphne, Apollon’un nefesini ensesinde hissedip çaresiz kalınca babasına seslenir yardım için. Apollon defne ağacının gövdesine kulağını dayadığında zavallı kızın kalp atışlarını duyar. Ağaçtan bir taç yapıp başına takar; lirini ve sadağını defne yapraklarıyla süsler.

Bana göre bu hikâyenin en nefis betimlemelerinden biri Gian Lorenzo Bernini’nin elinden çıkandır. 1623 tarihli heykelde Bernini mermere canından bir parça vermiştir adeta. Talihsiz Daphne’nin çaresiz, yalvarırcasına aralanmış dudakları; filizlenmeye başlayan parmak uçları; Apollon’un belinde uçuşan ve adeta fotoğraf karesine hapsolmuş bir an hissi uyandıran kumaş…

İki âşığın başrolde olduğu bir başka mitte ise sevenler mutlu sona erer. Başrollerden biri olan Psykhe, güzelliği dillere destan bir prensestir. Öyle güzeldir ki insanlar Venüs’e (Afrodit) tapınmayı bırakıp ona tanrıça muamelesi etmeye başlar. Bunu gören Venüs öfkelenir ve oğlu Eros’a genç kızı öldürmesini emreder. Eros emri yerine getirmek üzere bir gece harekete geçer; fakat öldürmeye kıyamaz onu görünce.

image6.jpg

Psykhe güzel olmasına güzeldir ama iki kız kardeşi çoktan evlenmesine rağmen onun talibi çıkmaz. Tanrıların lanetinden korkan kral ve kraliçe -aşk konusunda kendine de hayrı olmayan-

Apollon’dan bir kehanette bulunmasını ister. Apollon, kızın kaderinde dağın tepesinde yaşayan bir canavarın eşi olmak yattığını söyler.

Yazgısına boyun eğen Psykhe dağın tepesine vardığında ihtişamlı bir sarayla karşılaşır. Saray görünmez hizmetkârlarla doludur. Psykhe çok mutludur fakat tek sorun gece karanlığında gelen, sabahı beklemeden yanından giden kocasını hiç görememiş olmasıdır. Kocası kendisini görüp korkmasından veya tapınmaya kalkmasından çekindiğini, onu bir faninin aşkıyla sevmek istediğini söyler. Aşk dolu sesi yeter Psykhe’ye! 

Ta ki ablaları ziyarete gelene dek.

Sarayın görkemini ve sefa içindeki hayatını kıskanan ablaları ona canavarın kendisini yemek üzere beslediğini, onu öldürmesi gerektiğini söyleyip dolduruşa getirirler.  Bir gece odasına bıçak ve kandil saklar Psykhe.

Kocasının uyuduğunu düşündüğünde bunları gizlediği yerden çıkarır ve nihayet kocasını görür. Çirkin dehşet verici bir yaratık ile karşılaşmayı bekleyen kız karşısında bembeyaz kanatlı, bembeyaz tenli, zarif sarı bukleleri yastığa yayılmış Eros’u bulur. Heyecanla titrerken kandilden bir damla yağ Eros’un üzerine damlar. Uyanan Eros, ihanete uğramış hissederek onu terk eder. Gece gündüz demeden, aç susuz eşini aramaya başlayan Psykhe bir dağ görür ve tırmanır; Venüs’ün tapınağına ulaşır. Venüs’ yalvarır ama Tanrıça öfkelidir ve onu ölümcül görevlere gönderir. 

Bunlardan biri, ölüler diyarına gidip kraliçe Persephone’den Venüs’ün güzelliğine güzellik katacak bir şey getirmektir. Dönüş yolunda merakına yenik düşer ve Persephone’nin ona verdiği kutuyu açar yaşadıklarından ders almayan genç kız. Kutudan çıkan güzellik değil uykudur; olduğu yere yığılır. Bu sırada Eros’un kederi diner. Karısının yanına gider ve onu öperek uyandırır. Jüpiter’le (Zeus) konuşur iki aşık, Venüs’ü de ikna ederler ve sonsuza kadar mutlu olurlar.

image5.jpg

Bu mitin heykelleştirilmiş en zarif yorumlarından biri Antonio Canova’ya aittir. 1787 tarihli eser, Eros’un Psykhe’yi öperek ölüm uykusundan uyandırdığı sahneyi gösterir. Genç kadın, kendisini şefkatle kucaklayan Eros’a doğru kollarını kaldırmış, onun sevda dolu öpücüğünü bekler haldedir. Belini örterek yere doğru süzülen kumaş, Eros’un zarif kanatları ustalıkla işlenmiştir. Mermerden oyulduğuna inanmak zor! 

Mitin simgesel bir okuması da vardır: “Psykhe” Grekçede hem ruh hem de kelebek anlamına gelir. Yani ruh, ızdırap dolu, dikenlerle kaplı zorlu bir yoldan geçer; tırtıl olarak girdiği kozasından muhteşem güzellikte bir kelebek olarak çıkar.

image2.jpg

Bir öpücük pek çok şey ifade eder: El öpmek saygı ve minnettir; bir çocuğun avucuna kondurulan öpücük şefkattir; Psykhe ve Eros’un aşkında olduğu gibi sevgilinin dudaklarına kondurulan bir buse ise aşkın ifadesi. Francesco Hayez’in 1859 tarihli The Kiss (Öpücük) tablosunda ise öpücük iki ulusun birliğine atıf yapar. Tabloda şehvetli bir öpücüğü paylaşan iki aşık görülür ilk bakışta. Oysa bu iki figür II. İtalyan Bağımsızlık Savaşı’nda Avusturya’ya karşı birlik olmuş Sardinya ve Fransa’yı temsil eder aslında. Yeşil yakası ve kırmızı çoraplarıyla genç adam ileride birleşerek İtalya’yı oluşturacak devleti, beyaz detaylı mavi elbise içindeki genç kadın Fransa’yı simgeler. Çiftin kıyafetlerinin Ortaçağ esintileri taşıdığı tabloda en solda uzakta bir adamın silueti vardır. Soldaki siluet ve genç adamın pelerininin içinden kabzası görünen hançer göz önünde bulundurulduğunda, bu figür acaba Avusturya’yı mı sembolize eder?

image1.jpg

Edward Munch’ı ikonikleşmiş Çığlık tablosuyla tanıyoruz. Melankoli, keder, korku dolu eserleri bir yana az bilinen ve Hayez’in tablosuyla aynı adı taşıyan The Kiss (Öpücük) adlı yağlı boyası bambaşka bir atmosfer sunar.

Görüntünün büyük bölümünü bir pencere kaplar, sevgililer en solda dururlar. Pencerenin pervazına yaslanmış duran iki sevgili tablonun tümüne hâkim mavinin içinde birbirlerine doğru erirler. Adamın sadece kadının omzuna içtenlikle dolanan kolu, saçları ve kulağı seçilir. Kadından ise elbisesinin dekoltesi dışında hiçbir iz görünmez. Buna rağmen tablodan izleyiciye doğru akan aşk ve sıcaklık akar.


Sevgililer Günü vesilesiyle kaleme aldığım bu yazıyı, günün tarihine kısaca değinerek bitireyim. 14 Şubat, 14. yüzyıldan itibaren romantik sevginin kutlandığı bir gün hâline gelir. Roma döneminde şubatın ortasında yapılan baharın gelişinin kutlandığı, hasadın ve hayvancılığın verimli, kadınların doğurgan olmasının dilendiği, birtakım seremonilerin gerçekleştirildiği Lupercalia Festivali’yle benzerlikler taşısa da bu özel günün kökeni oldukça belirsiz. Papa I. Gelasius’un Lupercalia’yı yasaklamasından sonra yerini Aziz Valentine gününün aldığı söylenir. 

Martir (şehit) edilen birden fazla Aziz Valentine vardır; hangi hikâyenin hangisine ait olduğu net değildir. Doğrulanamayan bir inanışa göre azizlerden biri, imparatorun askerlerin bekâr kalması gerektiği emrine karşı gelerek âşıkları gizlice evlendiren bir rahiptir. Azizin yortu günü bu yüzden aşkla bağdaştırılmıştır.

Bir başka anlatıya göre hapsedilmiş rahip Valentine, gardiyanının kızına (onun körlüğünü iyileştirdiği de rivayet edilir) yazdığı mektubu “Valentine’ından” diye imzalar. Bugün “Valentine” sözcüğü aynı zamanda “sevgili” anlamına gelir. Hapisteyken pek çok inanana rahiplik görevini sürdürdüğü ve hatta gardiyanını da inananlar arasına kattığı söylenir. Bunun üzerine imparator, onun 14 Şubat’ta idam edilmesini emreder. Yani Sevgililer Günü’nün arkasında trajik bir hikâye yatıyor olabilir, sevgiliniz yoksa da üzülmeyin. Onun yerine bendeniz sizlere iyi dileklerimi sunar Sevgililer Günü’nüzü kutlarım!

Kaynakça

Bulfinch, T. Yunan ve Roma Mitolojisi, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 2018

Christensen, Max L. Heroes & Saints: More Stories of People Who Made a Difference, Westminster John Knox Press, Kentucky, 1997

Cömert, B. Mitoloji ve İkonografi, Ayraç Yayınevi, Ankara, 1999

Britannica, Editors. “Valentine’s Day”, Encyclopedia Britannica, 22.10.2025, https://www.britannica.com/topic/Valentines-Day , (14.01.2026)


Görsel Altyazıları ve Kaynakça

Resim 1: Apollon ve Daphne, Gian Lorenzo Bernini, 1622-25, Borghese Gallery

https://tr.borghese.gallery/koleksiyon/heykel/apollon-ve-daphne.html 

Resim 2: Bernini’nin heykelinden detay

https://tr.borghese.gallery/koleksiyon/heykel/ 

Resim 3: Psyche Revived by Cupid’s Kiss (Cupid’in Öpücüğüyle Uyanan Psykhe), Antonio Canova, 1787-93

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/ask-tanrisinin-opucuguyle-canlanan-psyche-nin-mermer-heykeli-20483984/ 

Resim 4: Canova’nın heykelinden detay

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/ask-tanrisi-kucaklayan-kadin-heykeli-14506201/ 

Resim 5: The Kiss (Öpücük), Francesco Hayez, 1859, Pinacoteca di Brera

 https://pinacotecabrera.org/en/collezioni/collezione-on-line/the-kiss/ 

Resim 6: The Kiss (Öpücük), Edward Munch, 1892, Nasjonalmuseet

https://www.nasjonalmuseet.no/en/collection/object/NG.M.02812 

Paylaş: