Yükleniyor...

Tüm Makalelere Dön

Sanat Nesnesi: Neydi Ne Oldu?

19 Ocak 2026
9 dk okuma
Deniz Karakurum
Sanat Nesnesi: Neydi Ne Oldu?

Resim 1-Gatama (Buda) evinden ayrılıyor, M.S. II. yy civarı, Hindistan Müzesi

Sanatın konusu insanın çevresinde gördüğü, algıladığı veya duyumsadığı şeylerden olagelmiştir. Primitif insan için bu bir geyiğin kendisi veya bir geyiğin avlanma sahnesi, kendi el izi olmuştur. Aslında bu tam anlamıyla sanat sayılabilir mi bilemiyorum. Daha çok Gombrich’in de dediği gibi “…sadece sanat yapıtları değil, belirli görevleri olan objeler” olarak nitelendirebiliriz sanırım. Gombrich bu mağara resimlerini insanın kendilerine güç vereceği inancından ötürü yaptığı varsayımında bulunmuş. Yani bir amaca hizmet eden olgu olarak sanattan söz ediyoruz. Mesela M.Ö. 700 civarına tarihlendirilmiş bir Yunan vazosu, her ne kadar üzerinde inanılmaz nizami geometrik şekiller, ellerini başlarına götürmüş ölüye karşı ağıt yakan figürler, stilize edilmiş hayvanlarla süslenmiş olsa da bir vazo olması için üretilmiştir. Aynı şekilde nefis korint tarzı sütun başlıkları barındıran antik Yunan tapınakları dini ritüelleri gerçekleştirmek, antik Mısır’ın meşhur mezarlarındaki duvar resimleri, kabartmalar büstler ölüyü öteki dünyada rahat ettirmek, M.S. 2. yüzyıla ait Buda’nın evden ayrılışını gösteren kabartma bir öyküyü anlatmak, en erken M.Ö. 1. yüzyıla ait ejderha betimli altın kemer tokası kudret emaresi olması ve en nihayetinde giysinin düşmemesi için oluşturulmuştur.

snnn-2.jpgResim 2- Ölüye Ağıt, M.Ö. 700 civarı, Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi

snnn-3.jpgResim 3- Olimpos Zeus Tapınağı, M.Ö. 561-527 M.S. 267, Yunanistan

snnn-4.jpgResim 4- Ejderha ve Fantastik Yaratık Betimli Kemer Tokası, M.Ö. I. Yy,

Sanat nesnesi yani sanata konu olan şeyler MS. 1 ve 5. yüzyıllar arasında genel anlamda dini içeriklidir. Bu resim, oyma ve kabartma için böyledir. Önceki yüzyıllarda da mitoloji, yani inanç konu olarak işlenmiştir aslında. Zaten pek çok pagan unsur değişim geçirerek Hıristiyan sanatında kullanılmıştır. Buna örnek olarak Yunan mitolojisinde Herakles’in mücadele ettiği yılan-ejderha hydra ile St. George’un savaştığı ejderha gösterilebilir. Kutsal azizin at üstünde bir ejderhayı katletmesi ikonografik teması antik zamanlardan beri tekrar tekrar kullanılan bir temadır. Zamanla ve farklı yerlerde çok benzer ikonografiler St. Michael, St. Mercurial ve St. Theodorus’un hikayelerinde de karşımıza çıkar. Elbette manzara, portre, günlük yaşamdan sahneler (soylu ve yöneticilere ait günlük yaşam) de işlenmiştir ancak azınlıktadır. Bu Rönesans ve Barok dönem sanatı için de söylenebilir. Rönesans ile insanın insan olarak değeri öne çıkmış, portre ve panel resmine olan talep artmıştır.. Artık halkın içinde bir sınıf olan burjuvalar da sanata yatırım yapar hale gelir.

snnn-5.jpgResim 5- Herakles ve İolaos’ın Hdyra ile mücadelesi,M.Ö. 520-510

snnn-6.jpgResim 6- St George Killing the Dragon (Aziz George Ejderhayı Öldürüyor), Vittore Carpaccio, 1502

“Landscape” (landshaft) kelimesi (Türkçesi manzara) sanatla ilintili olarak ilk kez 1520’de Albrect Dürer tarafından Joachim Patinir’i “the good landscape painter” (iyi manzara ressamı) olarak tarif ederken kullanılmıştır. Bu sanatçıların uzmanlaştıkları alanların oluştuğunu belgeler. Sanatçılar portre, manzara, natürmort gibi resmin belli alanlarında tanınmış profesyoneller haline geliyorlardı ve sanat seküler konulara daha çok dokunmaya başlamıştı. Bundan sonraki yıllarda Neoklasisizm, Romantizm, Realizm, Empresyonizm gibi sanat akımlarında sanatçı kendini sanatında özgürce yansıtmaya başladı. Sanatın konusu sıradan insanın kendisi ve günlük yaşamı, tarihi olaylar, savaşlar, kahramanlık öyküleri oldu. Ama asıl ne olduysa Dadaizm’in icadıyla oldu! Önceki akımlar biçimi temel alarak onu değiştirdiler. Mesela Empresyonistler, fotoğraf makinesinin icadıyla bir anın her şeyiyle yakalanması mümkün olunca ışık-gölge, renk, doku, figür gibi unsurlar üzerine yoğunlaştılar. Fütüristler, eski sanatı terk ederek Sanayi Devrimi’nden sonra gelişen teknolojiyi, makineleri, devinimi benimsediler. Dikkatinizi çekerim: Ayak uydurma, duruma göre kendini değiştirme söz konusu. Dadaistler ise sanatın bütün kurallarını, solmuş ama hala seçilebilen çizgileri hepten yok saydılar.

snnn-7.jpgResim 7- The Gift (Hediye) Emmanuel Rudnitsky, 1970 (Man Ray’in heykelinin replikası)

Dada, Fransızca ’da hobi atı anlamına gelir. Akımın ismi en çok kabul gören anlatıya göre bir sözlüğün arasına bir çakının rastgele konmasıyla bulunmuştur. Bu da bir araya gelişi hiç de rastgele olmayan bu topluluğun akıl dışılığıyla örtüşür. Bu başkaldırı niteliği taşıyan, I. Dünya Savaşı’na tepki olarak ortaya çıkan, politik ve kültürel kabullere karşı bir tavır takınan hareket ile sanat nesnesi dünyasına “readymade” denen halihazırda var olan nesneler girer. Yani sanatçı doğrudan eseri üretmek yerine bir nesneyi alıp ona sanat eseri niteliği verir. Bu aslında Dadacılardan uzun süre önce uygulanmışsa da Picasso, George Braque gibi sanatçıların muşamba, gazete, duvar kağıdı vb. malzemeler kullanarak kolaj çalışmaları yapmasıyla öne çıkmış ancak Dadacı sanatçılar buna yeni bir boyut kazandırmışlardır. Mesela Man Ray bir ütünün tabanına çiviler yerleştirerek onu bir heykel haline getirir. Ray, burada herkesin evinde olan bir nesneyi tehlikeli, rahatsız edici bir hale getirir. Ütünün görevi kumaşı düzeltmekken bu heykel ile bağlamından koparılıp izleyiciye bu ütüyü kumaşın üzerinde gezdirirken hayal ettirerek onun sinirlerine dokunma, onu sarsma görevi verilmiştir. Dadaizmin öncüllerinden readymade (hazır nesne) kavramını ortaya atan Marcel Duchamp’ın bir pisuvara imza atarak sergilenmek üzere Bağımsız Sanatçılar Derneği’ne gönderdiği “Çeşme” kuşkusuz en bilinen örnektir. Bir pisuvarın sanat eseri olamayacağını düşünüyorsanız bekleyin! Arte Povera hareketinin bir parçası olan Jannis Kounellis, L’Artico adlı galeriye on iki canlı at bağlayarak onları sanat nesnesi olarak işlevlendirir. Buna sanat nesnesi değil de sanat varlığı-canlısı mı desek ne desek bilemiyorum! Bu durumda sanat varlığı-canlısı gibi bir isimlendirme önerisinde bulunmak isterim.

snnn-8.jpgResim 8- The Fountain (Çeşme), Marcel Duchamp, 1917

snnn-9.jpgResim 9- İsimsiz (On İki At), Jannis Kounellis, 1969

Sürrealizm, Kübizm, Dadaizm gibi akımların bir parçası olan sanatçılar sanat nesnesi üzerine epey kafa yormuş, kavrama felsefi açıdan yaklaşmışlardır. Sanatın varoluşundan bu yana süregelen “Sanat nedir?” tartışması bu sefer daha bir alevli hale gelmiştir. Bu tartışmaya Kavramsal Sanat, görme ve dokunma duyularına hitap eden sanatı değil zihinsel bir olgu yaratmayı amaçlamış bir sanat anlayışı olarak katılmıştır. Buna göre sanat yorumlanmamalıdır, sadece ve sadece analiz edilebilir. Öznel yargılar sanatı belirsiz kılar, bu yüzden estetik algısıyla sanat iç içe olmamalıdır. Nesne yok sayılarak estetik ve biçim bir kenara bırakılmalı, sanat nesnesine meta muamelesi yapılmamalıdır. Kavramsal Sanat’ın öncülerinden Joseph Kosuth, “Bir ve Üç Sandalye” adlı enstalasyonunda bir sandalyenin fotoğrafını, kendisini ve sözlükteki anlamının yazdığı bir panoyu yan yana getirerek nesne, anlam, sanat ve gerçeklik arasındaki ilişkiyi sorgulatır. Günlük yaşamda hepimizin karşılaştığı nesnelerin sanata dahil edilmesi bakımından Kavramsal Sanat, Dadaizm ile paralellik gösterir.

snnn-10.jpgResim 10- One and Three Chairs (Bir ve Üç Sandalye), Joseph Kosuth, 1965

Süprematizmin öncüsü Kasimir Malevich ise nesneyi toptan terk etmiştir. Temsili tamamen dışlayarak saf duygu odaklı bir şekilde temel geometrik şekilleri kullanmıştır. Materyalizme karşı olan bu anlayışta sanat, insanın çıkarlarına hizmet eden kirli nesneler dünyasından bağımsız, gerçeklikten uzaktır. Beyaz bir alana içinde farklı bir renk tonu barındıran beyaz bir kare yerleştirdiği “Beyaz Üzerine Beyaz” adlı eseri onun sanat anlayışını belki de en iyi şekilde yansıtır.

snnn-11.jpgResim 11-White on White (Beyaz Üzerine Beyaz), Malevich, 1918

Sanat nesnesinin değişiminden bahsederken Andy Warhol’u es geçmek olmaz! Warhol Pop-Art’ın en bilinen isimlerinden biri olarak adını sanat tarihine yazdırmıştır. Sanatla haşır neşir olan herkes bir noktada onun Marilyn Monroe’nun fotoğrafını kullanarak hazırladığı düzenlemeye denk gelmiştir sanırım. Pop-Art ile beraber sanat nesnesi popüler kültür, reklam, filmler, televizyondan gelen herhangi bir şey olabilir hale gelmiştir. Warhol’un 1964’te Stable Gallery’de düzenlediği sergi Arthur Danto’nun deyimiyle “süpermarket deposundan farksızdı.” İçerde Brillo (bulaşık süngeri), Kellogg’s (mısır gevreği), Heinz (sos) gibi markaların ürünlerinin ambalajları raflarda sıralanmış haldeydi. Bunların gerçek ürünlerden tek farkı sadece ambalajdan ibaret olmalarıydı. İçinde bulunduğumuz kapitalist, kazanma hırsı dışında duygudan yoksun topluma ne kadar uygun!

snnn-12.jpgResim 12- Andy Warhol ve Brillo kutuları, 1971

Sanatın ve sanat nesnesinin yolculuğu devam ediyor. Duvara bantlanmış bir muz, üst üste dizilmiş kum dolu kovalar, 18.300 dolara alıcı bulmuş enerji ve hayal gücü*…Bakalım daha neler göreceğiz. Bu metne Arthur Danto’nun sözleriyle son vermek istiyorum: “Sanatın sınırları nerededir? Eğer her şey sanat olabiliyorsa sanatı diğer her şeyden ayıran nedir? Her şeyin sanat olabilmesi her şeyin sanat olduğu anlamına gelmiyor.”

*Salvatore Garau adlı İtalyan sanatçı “ruh ve havadan” oluştuğunu söylediği üstünde hiçbir şey görünmeyen alanı Lo Sono adıyla satışa sunmuştu. Röportajında çalışmasını Heisenberg belirsizlik ilkesine göre oluşturduğunu söyleyen sanatçı, bir mekanın içindeki enerji boşaltılsa bile o hiçliğin bir ağırlığı olacağını dile getirir

Kaynakça

  • Chilvers, Ian and Glaves-Smith John. A Dictionary of Modern and Contemporary Art, Oxford University Press, New York, 2009

  • Dafoe, Taylor. “An Italian Artist Auctioned Off an ‘Invisible Sculpture’ for $18,300. It’s Made Literally of Nothing”, 03.06.2021, https://news.artnet.com/art-world/italian-artist-auctioned-off-invisible-sculpture-18300-literally-made-nothing-1976181 ,(20.01.2026)

  • Gombrich, Ernst H. Sanatın Öyküsü, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2011

  • Güven Ak, Kıymet. “Postmodern Sanatın Nesnesi: Post Nesne”, Pearson Journal of Social Sciences & Humanties, Vol. 7, 2022, ss. 258-270

  • Morabito P. M., “Saint George and the Dragon: Cult, Culture, ana Fondation of the City”, Contagion Journal of Violence, Mimesis and Culture, Michigan State Univercity Press, 2011, pp. 135-153

  • Tufan, Merve Mehtap ve İlden, Serkan. “Postmodern Sanatta Nesnenin Görevi”, Journal of Humanities and Tourism Research, 2020, Vol. 10, ss. 952-965

Paylaş: